28.11.2010

Birtakım cılız kelimeler

Burda havanın rengi gri , ruh halime yaptığı baskı anlatılır gibi değil 
sen yoksun diye sanki uzayan sonbahar, çok üzüyor beni 
özlemedim 
henüz kaç saat oldu ki 
ne yüzünü , ne sesini , ne elini
pek bişey kalmadı ama yinede yalnız bi ev bildiğin cinnet sebebi
yazmicam daha fazla 
uzayan burnum kalemime çarpıyor ,  ne hüzünlü ama dimi 

............

5.11.2010

Peçete

Birbirine meraklı hikayelerimiz vardı..Bir mekanın ortasında tahta bir masada
birbirinden farklı kadife koltuklarda oturup ,kahve kreması kokan hikayeler anlatıyorduk..
o masada kimse kimsenin sözünü kesmiyordu.

heceler ve fincanlar sürekli yer değiştiriyordu
kulakların duyduklarına inanamıyor ,
gözyaşların masaya düşüyordu
senin için istediğim bir kaç peçete hiçbir nedeni kurutamicaktı , biliyordum


dinledim seni ,bekledim
sıra bana gelince ;
- bu içinde oldugumuz oda bizim gördüğümz yer kadar
sna göre onlarca masa alabilirken , bence tek bi sandalye bile almaz- dedim 





utanmadan söyledim

28.10.2010

Dünü es geçtim , yarına fırlattım kendimi..



Alt dudağımın sol iç köşesindeki yarayı kemiriyorum ve öyle tadıyorum yasanmışlığımı ben, kendi kendine israf olan bir
gecenin eşiğindeyken.... Yarım yamalak bir nefes alıyorum işte alabildiğimce , sol bileğimde klavye sıcaklığı,parmaklarımda uyusukluğu..
belleğe sinmiş birkaç cümleyle birlikte, görünen yarımı var etmekte bi kaç satır işte..
Zihin uyanık ,gözler uykuya teğet..
belli belirsiz kendisini gösteren yarın, gözlerimin önünde ..
ne çok dünya, ne çok nefes, ne çok yarın dönüp durmuş bu beyaz körlükte..
Oysa ne bir dünya,

ne bir yarın, ne de bir nefes bildirmez kendisine ait olanı bir başkasına,
hep kendi etrafında döner hafifçe..
çokta sorgulamadım aslında bende, bıraktım herseyi oluruna,herkesin kendi bildiği yola..
Sadece bir nefes alımı düşlerden ayıklanmışsa eğer
gerçeeklik denen bu doğrusal olmayan dünya düzlemi

hiç hemde hiiç üzerine düşmeden olduğu gibi bırakıvermeli,
tam şu anda hemde
bunun gibi birşey hayat denemeleri..

25.10.2010

Altyazılı bir gece




Hıhım sevgili
sever çiçekleri
ama onları sulamaz hiç..
kuru toprağa dokunur parmaklarıyla..
asıl o anı mı sever bilinmez..

Kucagında şeffaf bi kase
ışığı geçiren, duygulanmayı bilen , utanınca renkten renge giren
içinde 3 portakal cansiperane bekleyen
mutfak tezgahına sabitlenen metal sıkacağa doğru giden yolda sıralarını bekleyen
teker teker başları ezilen o sulugöz portakallar
herşeyi geçiren ama asla hava geçirmeyen
o kasenin içinde olmamaktan artık mutlular mı?

balkondaki kuru çiçeklerin sahip olduğu oksijen
bugday teninden homojen olarak dağılan kokuyla birleştiğinde
nefes alınır kılıyordu orayı
dudaklarının dudaklarımdan ayıkladığı portakal tanecikleri
hiç bitmemeliydi kanımca
ziraa en temiz aldığım nefeslerdendi o birkaç dakika ..

Patika


Buzdolabı resmi mesaj panosu,
üzerine mıknatıslı bi mektup iliştirilen , bol miktarda gelecek içeren
benim cevabım geçmiş esanslı bi mektup kağıdına yazılan..


gitmekten bahsediyor mektup
ottan , böcekten
bol çiçekli patikalara güveniyor mektup
vadediyor 1litrelik bir mutluluk

gel diyor ,
uçağa binelim
dönelim

olmaz diyor cevap
geçmiş kokuyor patika
buzdolabı beyaz, mektuplar ıslak
neye dokunsam dağılıyor parmak uçlarımla..